BABANIN GÖREVİ 2

Taboo -Ensest Sex

BABANIN GÖREVİ 2
Donup kalmıştım… Yüzüne bakıyordum ancak ifadesini hiçbir şekilde değiştirmemişti. Birkaç saniye daha baktıktan sonra “Bunu düşün, anne…” dedi ve odadan ayrıldı. Düşünüp duruyordum, olduğum yerde donmuştum. Hareket etmem birkaç dakikayı bulmuştu.
Sandalyeden kalkıp birkaç adım attım. Bu hayatımda duyduğum en rezil şey olabilirdi. Yardım etmek istediğini anlıyordum. Ancak nasıl kendi oğlumla yatacak ve ondan bir çocuk sahibi olacaktım ki… Delirmiş olmalıydı. Söylediklerine kendinin bile inandığını düşünmüyordum. Hep deli bir tarafı vardı ancak bu gerçekten çok fazlaydı. En azından öyle olmalıydı. Kötü niyetle yapmadığını düşünmek ise, aklımın çok daha korkunç düşünceler içine girmesine sebebiyet veriyordu. Gerçekten ortada bir sorun vardı ve oğlum bir çözüm sunuyordu. Bana, annesine yatma teklif etmişti. Çözüm olarak bunu bulmuştu. Buna inanamıyordum.
Çoğu zaman tek başıma ona bakmış, onu büyütmüştüm. Bir kaptan ile evlenmiş, yapabileceğim en iyi şeyi yapmıştım. Aynı zamanda çalışıyordum da, ancak babasının bize sağladığı imkanlar sayesinde asla sıkıntı çekmemesini sağlamıştım. Çok güzel bir yaşamı olsun diye çok uğraşmıştım. Nerede yanlış yapmış olabilirdim ki? Eşimin sperm sayılarının düşük olduğunu öğrendiğimiz zaman doktorda o kadar üzülmüştüm ki… Ancak daha sonra bir mucize olmuştu. 1 yıl boyunca denememizin ardından o mucize ayağıma kadar gelmişti. Oğlumun olacağını öğrendiğim gün o kadar iyi hissediyordum ki… Bundan tam 18 yıl önceydi. Zaman gerçekten çok hızlı geçiyordu. 38 yaşında, çoğu zaman yanlış başına çocuğunu büyütmüş bir anne olarak ise 2. çocuğumun olacağını öğrendiğim zaman benzer bir mutluluk yaşamıştım. Ancak daha sonra yaptığım aptallık nelere mal olacak, bunları başıma nasıl getirecek diye sadece izledim. Lanet olsun… Nasıl bu kadar aptal olabilirdim ki… Artık tek benim değil, aynı zamanda eşimin ve çocuğumun hayali de olmuştu, karnımda aslında hiç var olmamış olan ikinci çocuğum…
Sonraki yarım saati ne kadar berbat bir anne olduğum ve eşime aslında hamile olmadığımı nasıl anlatacağımı düşünerek geçirdim. Zaman gerçekten bilmek bilmiyordu, bir oraya, bir buraya yürüyüp duruyor ve sadece düşünüyordum. Gerçekten çıkmaz bir sokağa girmiş durumdayım. Ona, bunu nasıl anlatacağımı, yanıldığımı nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Gerçekten büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktı. Her zaman bir ölümden bahsederdi, aniden gelebilir buna hazırlıklı ol derdi. Görevimden kaynaklı derdi. Ancak bu sefer yapmamıştı, bunu Barkın da görmüştü. Bunu anlayabiliyordum. Bu kadar endişelenmesi de aslında tam olarak bu yüzdendi belki de.
“Bunu düşün anne…” demişti Barkın. Ne kadar da çirkin… Ne kadar da yanlış… Maalesef bunu düşünmüştüm: Oğlum için böylesine iğrenç bir düşünceye sahip olmak ne kadar yanlıştı.
Düşüncelere dalmışken Barkın mutfağa geldi. Kola almak için buzdolabına gitti, kolayı açıp bardağa doldururken ona bakıyordum. Bana bakmıyordu. Ne kadar kızgın olduğumu bilmesini istiyordum, hayır sadece kızgın değildim… Şaşkın ve kızgındım. Aynı zamanda hayal kırıklığına uğramıştım. Bütün bu karmaşık duyguları aynı anda yaşamanın ne demek olduğunu ona nasıl anlatabilirdim bilemiyordum. Kendim bile bunu tam olarak anlayamamıştım gerçi, zaman geçmek bilmiyordu. Ve ne yazık ki, kendimi o düşünceden de alıkoyamadım. Bunu da kendime itiraf etmek bir o kadar zor ve mide bulandırıcıydı. Bunun da farkındaydım.
Kolasından bir yudum aldıktan sonra bana baktı. Gözlerimi ondan kaçırıp mutfak tezgahına yöneldim. Bezi elime aldım ve silmeye başladım. Öylesine bir işle oyalanıyor gibi gözükmek istemiştim sadece.
“Biliyorsun anne, fazla zamanımız yok…” dedi kısık bir ses tonuyla.
“Ne için?” diye sordum. Düşüncesinden vazgeçmediğini anlamıştım ancak yine de anlamadığımı göstermek istiyordum, belki vazgeçerdi. Ben bu konuda geri adım atamazdım ama.
“Senin dönemin için anne. Ne zaman yumurtalarının buna hazır olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca çok geç de kalamayız yoksa herkese çok garip durumu açıklamak zorunda kalırız. Erken hamileliği açıklayabiliriz ancak gereğinden geç, hem de birkaç hafta geç hamileliği nasıl açıklarız? Zamanımız tükeniyor…” dedi.
“Tartışmaya kapalı bu konu genç adam, bu tamamen saçmalık. Bunu sen de biliyorsun.” dedim. Ses tonum kararlı ve kızgın olmalıydı, ancak ne kadar etkili olduğunu o an kestiremedim.
“Yumurtlama dönemin ne zaman? En azından bunu söyle. Bu ailenin bir üyesiyim öyle değil mi? Bunu bilmeye hakkım var bence…” dedi arsızca. İnanmakta güçlük çekiyordum, kesinlikle geri çekilmeye niyeti yoktu. Ancak onun ergen tavırlarından oldukça rahatsız olmaya başlamıştım ve tavrımı net olarak ortaya koymam gerekiyordu artık. Anlamalıydı…
“Tartışma BİTMİŞTİR!” dedim bağırarak, ses tonum birden yükselmiş ve o bile irkilmişti. Elindeki kola az daha dökülecekti. Aslında şaşırmıştım, ben bile bu kadar bağıracağımı düşünmüyordum.
“Hamile kalmak istiyorsun değil mi anne?” diye sordu.
“Mesele bu değil. Hamile olacaksam bile bu babanla, benim aramda olması gereken düzgün bir konu. Başka saçma sapan ve çılgın yollar ile değil…” dedim. Sesim azalmıştı, ona karşı kırıcı olmak da istemiyordum ancak gerçekten aklımı karıştıracak cümleler kurmayı başarıyordu.
“Ne yani…” dedi kaşlarını kaldırarak, “Babamın güvende olması, eve dönmesini sağlamak istemem… Onu mutlu etmek istemem mi çılgınca? Bu mu saçma? Onu onurlandırmak istemiyor musun? Yoksa kendisini yetersiz hissettirmek daha mı akıllıca olur?”
“Bu kadar kirli düşüncelerin olduğunu bilseydi eğer gurur duyacağını hiç sanmıyorum.” diye karşılık verdim.
“Bunda kirli ne var? Babam hep sızlandığım zaman bir işi bitirmemi söylemiyor mu? Sen ise bir işi nasıl bitireceğine odaklanmış durumdasın, sonuca değil. Ben bunu bitireceğimi ve çözeceğimi söylüyorum, sen nasıllar ile boğuşurken ben sana burada kalıcı ve mantıklı bir çözüm sunuyorum.” dedi. Gözlerine baktım. Söylediklerine gerçekten inanıyor ve onları canla başla savunuyordu. Hayret vericiydi gerçekten de.
“Hayır… Hayır. Bu çok farklı. Ne dediğinin farkında bile değilsin. Annenle yatmak istediğinin farkında mısın? Bunun ne kadar ürkünç olduğunun farkında mısın?” diye sordum, gözlerine bakıyordum. Farkındaydı ve bundan rahatsızlık duymadığı da ortadaydı.
“Bak ben seninle yatmak istemiyorum, biz çocuk yapacağız. Bu çok farklı. Bir amaca hizmet ediyor, bunu yapış şeklimiz ise elimizdeki tek çözüm. Bu, olabilecek tek çözüm. Bunu sen de biliyorsun anne.” dedi.
Başka yolu olmadığını biliyordum. Ama ben de biliyordum bu şekilde de doğru değildi. Olamazdı… “Daha fazla konuşmayacağım.”
“O zaman babam bilecek…” dedi, gözlerimin tam içine bakarak.
Şaşkın bir şekilde, “Neyi?” diye sordum.
“Hamile olmadığını tabi ki… Testi nasıl yanlış okuduğunu söyleyeceğim. Merak etme ona açıklama yapmana bile gerek kalmaz. Tüm durumu ben açıklarım. Aynı zamanda 2 hafta boyunca ona nasıl yalan söylediğini, bu konuda ne kadar istikrarlı olduğunu da anlatacağım. Biliyorsun, babam yalanlara bayılır. Büyük ihtimalle de aranızdaki ilişki hiç olmadığı kadar iyi olacak ve eve dönmek için sabırsızlanacak. Değil mi?” dedi. Gözlerindeki o arsızlık, o ahlaksızlık… İnanamıyordum. Bu çocuğa ne olmuştu böyle?
Hıçkırarak ağlamaya başladım. Sandalyeme oturup başımı masaya koydum ve gözlerimi kapattım… Ağlamam durmuyordu. Ne kadar berbat bir insan olduğumu fark etmemi istiyordu ve istediğine de ulaşmıştı. Berbat bir insandım ve bunun da gayet farkındaydım.
“Anne, koyvermek için doğru zaman değil…” dedi.
Bu aynı eşimin söyleyeceği türden bir laftı. Kaptanlık hayatında çok zorluklar ile karşılaşmış ve sonucunda yılmamıştı. Bu, onun kariyerinden edindiği derslerden biriydi.
“Bunu başarabiliriz, babamın dediği gibi, her seferinde bir adım.”
Başımı kaldırıp, ona baktım. Çaresiz durumda hissettirmeyi başarmıştı bana. Belki de baştan beri bunu hedeflemişti. Bilemiyorum. Kendimi berbat hissediyordum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir