Annem ve Muhafazakar Seks Partisi

Gay male sex hikayeleri

Annem ve Muhafazakar Seks Partisi
Merhaba, anlatacaklarım size gerçek dışı gelebilir ya da ahlaki değerlerinizle örtüşmeyebilir. Eğer böyle çekinceleriniz varsa, okumayın lütfen.

Beş sene önce henüz 18 yaşında toy bir genç iken, üniversite eğitimim için ayrıldığım İstanbul’a artık temelli olarak dönmüştum. Geride kalan beş sene içerisinde hayatımda pek çok şey değişmiş, en büyük değişim ise üç sene evvel babamı kalp krizinden kaybetmemle başlamıştı. Artık bu hayatta annemle tek başımaydım. Annem şengül 44 yaşındaydı, bundan 24 sene önce kendisinden 22 yaş büyük olan babamla evlenmişti. Geçmişte annemle babamın sık sık tartışmalarına denk gelirdim, annem babamı hiç sevmezdi, ben de itiraf etmek gerekirse pek sevemedim, yeryüzünde seven biri olduğunu da sanmıyorum. Babam dededen kalma iki büyük deri fabrikasının sahibiydi, otoriter, neredeyse hiç yüzü gülmeyen nemrut suratlı bir adamdı. Babam öldüğünde fabrikalar ve çeşitli mülklerin yerinde yeller esiyordu, bunların büyük bölümü babamın kumar bağımlılığı yüzünden buharlaşmış, maddi sıkıntılarımız günbegün daha da büyür olmuştu. Belki de babamın kalp krizi geçirmesinin sebebi de buydu. Sonraki yıllarda elde kalan para Amerika’daki okulumu bitirmeme ancak yetebilmiş ve nihayetinde elimde diploma ile dönmüştüm.

Annemden bahsetmek gerekirse; modern anlamıyla başörtülü , 165 cm boyunda, 65 kilo civarı, bembeyaz bir teni olan, belirgin vücut hatlarıyla (büyük ve sıkı kalçaları ile iri memeleri) balık etli bir kadındır. Yaşı ve fiziğiyle güzel, alımlı ve gerçek yaşından en az 3-4 yaş daha az gösteren bir kadındır annem. Ayrıca güzelliğini ortaya koyan çok hoş, yuvarlak bir yüze de sahipti. İnsanı içine çeken yeşil, iri gözleri, pembeye boyadığı tatlı, dolgun dudakları, bembeyaz dişleri ve minik hokka burnuyla adeta bir portre gibidir. Tatlı kadife sesi, hep güler yüzlü oluşu, sıklıkla beliren gülümsemesi ve zaman zaman attığı şuh kahkahalar fiziksel özellikleriyle de birleşerek onu çekici ve seksi bir kadın yapar. Bütün bunlar yaşadıklarımdan sonra fark ettiğim şeylerdi, yoksa her evlat gibi benim için de annem kutsaldı ve bir kadın değil, cinsiyetsiz bir melek gibiydi.

İstanbul’daki evime dönüşümle beni şaşırtan annemin bir giyim mağazası açması olmuştu. Annem artık patron olmuş, açtığı mağazada bir de genç kızı tezgahtar olarak yanına almıştı. Anneme bu mağazanın hangi parayla açıldığını sorunca, bana babamın eski dostlarının ve sağolsun amcamın yardım ettiğini söyledi. 54 yaşındaki amcamın hali vakti yerindeydi, üç ayrı semtte kebapçısı vardı. Annemin bahsettiği babamın yakın arkadaşları da çok zengin olmalarına rağmen son derece ikiyüzlü ve çıkarı olmadan kimseye selam bile vermeyen, ikiyüzlü adamlardı. Annemin finansman konusundaki açıklamalarını tam anlamıyla tatmin edici bulmasam da üstelemedim.

Geleli bir ay olmuştu, temmuz sıcağı ortalığı kavuruyordu. tatil kısmını bir yana bırakıp artık iş arama kısmıyla meşgul olmam gerektiğini düşünüyordum o sıralar. Kafam bu düşüncelerle doluydu ama annemin her gün ne kadar değiştiğini görmek beni başka meseleler üzerine düşünmeye itiyordu. Babamın aşırı otoriter tavrının ve hatta zorbalığa varan ceberutluğunun hakim olduğu aile hayatımızda hem tek çocuk olan ben hem annem çoğu zaman edilgen ve ezik kalmaktan kurtulamıyor ve sürekli babamın sözlerini tereddütsüz emir sayarak korkuyla uyguluyor, hakaretlerine boyun eğiyorduk. Ama artık her şey değişmiş, Mehdi Bey’in diktatörlüğü yıkılmıştı. Buna rağmen yine de anneme birkaç defa babamdan bahsedecek, hatrımızdaki pek az hoş anıyla onu yad etmeye çalışacak olmuştum, annemse ya lafı değiştirmiş ya gönülsüz bir iki kelam edebilmişti. Zaten bu normal değil miydi ki? Çirkin ve sevimsiz bir adam olan babamla evlenmelerinin en büyük sebebi babamın zengin oluşuydu, evlilik hayatları boyunca annemin babama hiçbir zaman sevgiyle yaklaştığını görmedim, gerçi aynısı babam için de geçerliydi. Annemi değişen şartlar yüksek özgüven sahibi, iletişim becerileri üst düzeyde olan, daha kadınsı giyinmekten ve çapkın bakışlar atmaktan kaçınmayan ve butün bunları “patron” titri ile otoriter bir üslupta yapan bir dominant iş kadını olma haline taşımıştı.

Beni şaşırtan önemli konulardan biri de annemin giyim tarzının çoğunlukla tesettür standartları dışına çıkarak ve hatta bazen epey dışına çıkarak vücut hatlarını açıkça gösterecek ölçüde değişmiş olduğuydu. Geçmişte annem neredeyse topuklarına varacak ölçüde uzun bir etek giyer, üzerine de bol, vücut hatlarını belli etmeyecek kazak vs. giyerdi. Şimdiyse bazen diz kapaklarını zorlayan bazen dar bazen geniş etekler giyiyor ya da bacaklarını ve kalçalarını saran bir jean ya da kumaş pantolon tercih ediyordu. Üstü için de benzer durum geçerliydi, giydiği kıyafetler karnını ve göğüslerini sıkıca sarıp, hatlarını belli eden kıyafetlerdi. Bunun üzerine bir de ağır makyaj yapıyordu, bazen kullandığı rimel, ruj, allık vs. onu azgın bir kadına dönüştürüyordu. Bu dönüşüm beni annemin daha önce dokunulmaz saydığım vücudunu düşünmeye, kadınlığını düşlemeye sürüklüyordu. Sonunda annemin iç çamaşırı çekmecelerini karıştırmaya varacak ölçüde hem meraklanmış hem de azmıştım. Çekmecenin içi dantelli, transparan, g-string külotları bir diğeri ise tamamen transparan/yarı transparan, leopar desenli çeşitli seksi sütyenler ile doluydu. Sütyenleri elime her aldığımda iç kısmını ağzıma doğru götürüp içine giren annemin iri memelerini hayal ederek kalp çarpıntısıyla kendimden geçiyordum.

Aynısını g-string külotlar için de dakikalarca yapıyordum. Bu heyecanlı dakikaları bırakıp yeni şeyler aramak üzere giysi dolabını karıştırdığımda saten ve tül olmak üzere seksi gecelikler ve kombinezonlarla karşılaştım. Öyle seksi fantazi şeylerdi ki heyecanım gitgide büyüyordu. Özetle bütün bunlar yavaş yavaş annem Şengül’ü annem olmaktan çıkararak, onu benim için orta yaşlı, seksi, isterik bir kadına, bir ev arkadaşına dönüştürmüştü. Ama aklımdaki esas soru da şuydu: “peki ama bu makyajlar, seksi kıyafetler ve fantezi iç çamaşırları kimin için?”

Annemin giyim mağazasına üç farklı günde, üçüncü gidişimde de annemi bulamadım, tezgahtar Aysel annemin toptancıya gittiğini kırıtarak 3. defa söyledi. (Bu aşamada biraz da kendimi aktarayım. 182 cm, 75 kg, esmer, her gün spor yaptığımdan atletik bir vücuda sahibim.) Tevazuyu bir kenara bırakırsak tezgahtar bir kız için sosyal statü, eğitim ve fiziksel özelliklerim itibarıyla fazla iyiydim. Bunlar bir yana annem Şengül’ün toptancıya gitmediği besbelliydi, nereye gitmişti acaba? Bu soru, üst üste iki gün sabah annemle çıkıp, akşama kadar dükkanın civarında gizlice dolanmama yol açtı. Şans bu ya, annem neredeyse iki gün boyunca akşama kadar dükkandaydı. Yalnız amcam bu iki günde 2 defa mağazaya gelmiş ve her seferinde bir saatten fazla kalmıştı. Galiba aklımdaki sorunun cevabı da buydu ama varsayımları kenara bırakıp, emin olmalıydım. Söz konusu ikinci günün akşamında annem mağazadan çıkıp eve gitmek üzere arabasına bindikten sonra, mağazaya daldım.

– Selimciğim hoşgeldin, ben de kapatıyordum.
– Aysel, annemin odasından bir şey almam lazım, hemen hallederim.

Annemin odasına girip, her yanı iyice yokladım hızla fakat görünürde hiçbir şey yoktu. Çıkmak üzere kapının kulpunu tuttuğum anda kenarda duran çöp kutusu gözüme çarptı. İçini açıp bir iki kağıdı kaldırıp derine inince iki tane kullanılmıış, içi sperm dolu prezarvatif ortaya çıktı. Tahminlerim gerçeğe dönüşmüştü. Çöp kutusunu kapatıp, odayı gözlemledim. Deri, açılıp çift kişilik geniş bir yatağa dönüşebilen bir koltuk vardı, oda için fazla geniş bir koltuktu. Nedeni şimdi anlaşılıyordu, Haydar amcam yengesini işte bu deri koltukta beceriyordu. Bunun üzerine annemin oğluma mezuniyet hediyem diyerek aldığı, muhtemelen Haydar amcamın parasıyla alınmış lüks spor arabamla arada beraber olduğum escortun evine gittim. Yol boyunca annemin açtığı mağaza ve giyim tarzı iyice bir zemine oturmaya başladı. Kendimi bir piç, bir orospuçocuğu gibi hissediyordum. Tuttuğum şu direksiyon bile kim bilir neyin karşılığıydı?

Suadiye’deki evinde escort Müge’nin memelerini yalarken amcamın ağzı ve diliyle annemin memelerini nasıl yalayıp ısırdığı aklıma geliyordu. Müge’nin memeleri ufaktı, anneminkilerse hem iri hem kakıktı. Başımı kaldırıp Müge’ye: “bana Haydar de, Haydarım sik beni de” “ne Haydarı canım” “ben de sana Şengülüm, orospum diyeceğim” “Selim, iyi misin” “sen ne diyorsam onu söyle güzel bahşiş vereceğim, azdır beni bu sözlerle”….

Müge’yle geçirdiğim gecenin ardından arabamla eve dönüyordum. Müge’nin yatağında onların neler yaşadığını hayal ederek, Haydar olup annem Şengül’ü defalarca sikmiştim. Tiksindiğim insanlar oluvermiştim. Amerika’dayken seks yapmadığım kadın tipi kalmamıştı, eşcinsel ilişkiler de yaşamıştım, sınır kabul etmeyen biriydim ama ensest yoktu hayatımda. Fakat dün Müge ile sevişmemi düşününce sanki kendimi ilk kez broşalmış gibi hissettim. Çünkü böylesi hiç olmamıştı, adeta kor bir alev gibi yanmış ve Müge’nin amcığını ve kasıklarını döllerimle sırılsıklam yapmıştım. Bunun nedeni annemi düşleyerek sevişmemdi.

Eve vardığımda saat 11’e geliyordu, annem çoktan mağazaya gitmişti, ben de yorgun olmama rağmen hemen bir duş alıp çıktım. Şüphe uyandırmak istemediğimden arabayı almak yerine taksiye bindim. İçimden bugün bir şeyler olacak diye hissediyordum ama olacak olan hakikaten olacaksa ben ne yapacağım o zaman diye düşünmeden de edemiyordum. Amcam içerideki odaya girecek ve annemi sikecek. Peki ben ne yapacağım? Ya da amcam annemi alıp götürecek ve bir yerde sikecek, o zaman yine ben ne yapacağım? Kafam karışıktı.

Yaklaşık iki saat olmuştu, annemin mağazasını gören bir parkta gizlice oturuyor, mağazayı izliyordum. Güvercinleri ve onlara yem atanları izlerken neredeyse annemin mağazadan çıkışını kaçırıyordum. Şengül’ü gördüm:

Başında yüzünü ortaya çıkaran değişik bağlama stiline sahip beyaz bir türban, lila renkte koca memelerini gözler önüne seren dar bir bluz, siyah topuklusunun birkaç parmak üstünde biten siyah bir etek vardı. Hızlı adımlarla onu takibe koyuldum, yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra malum kişi yani Haydar amcam annemi yol ağzından tank gibi olan cipine aldı. Hemen taksi çevirip takip ettirmeye başladım. Uzun süren yolculuk Dragos’ta geniş bahçeli bir villanın önünde son buldu. Onlar inip içeri girerken, ben de taksiciye dikkatli takibi ve meraklı sorularını kesmesi sebebiyle mükafatı olan 100 lirayı takdim ettim. Amerika’da geçen yıllardan sonra henüz yeni yeni alışmaya başladığım istanbul’da daha önce hiç gitmediğim Dragos’ta koskoca bir villanın etrafında dolanarak içeri girmek için Micheal Scofield tarzı bir plan yapmaya çalışıyordum ki bu anlarda villanın arka duvarının hemen yakınında duvara aşmamda yardımcı olabilecek büyük ve uzun bir kalas buldum. Yine de pek kolay olmadı oraya tırmanmak, demirlere kolumu çarparak ufak bir yarayla içeri dalabildim. Bahçede pek çok farklı türde ağaç ve çiçek vardı ama asıl korkum bir köpeğin varlığıydı ki neyse yoktu. Ağır ağır adımlarla eve yaklaştım, şatovari villanın camlarından ilkin amcam Haydar’ı gördüm, telefonla konuşuyordu. Annem ortalıkta görünmüyordu. 5-6 dakika sonra Haydar telefon görüşmesini sürdürürken, korna sesleri gelmeye başladı. Amcam hızlı adımlarla dışarı çıkıp kapıyı açtı, içeriye beyaz renk çok lüks bir Bentley girdi. İçinden çıkan babamın eski arkadaşı, altmışlı yaşların ortasındaki Hacı Abdullah amca idi. Geçmişte sadece iki marketi olan, birkaç defa hacca gitmiş bu mübarek adam son yıllarda hızla zenginleşmiş ve büyük bir market zincirinin sahibi olmuştu, altındaki araba servetinin ne ölçüde genişlediğini gösteriyordu. Haydar amcam, Hacı Abdullah’i alarak bahçedeki masaya götürdü. Bunlar oturup sigara içerken birkaç dakika sonra da çok zengin olan pek çok döviz bürosu ve kuyumcusu olan hanzo bir görünüme sahip, amcamın akranı diyebileceğim bir yaştaki Arap asıllı Usame kendisine hiç yakışmayan kırmızı Ferrasi ile her yerine takıp takıştırdığı altın yüzük ve kolyeleriyle çıkageldi. Bahçede süren konuşmalarından anladığım kadarıyla biri daha gelecekti ya da ben öyle sanıyordum. Gerçekten de biraz sonra beklenen adam ultra lüks minibüsüyle geldi. Tesettür giyim üzerine birkaç mağazası ve Anadolu’da iki avm’si olan 45’li yaşlardaki babamın yakın arkadaşı Fazlı da son yıllarda iyice zenginleşmişti, imam nikahlı 3 tane karısı olduğunu herkes değilse de bilen bilirdi. Masada tüm koltuklar dolmuştu ama o zaman Haydar amca ve eski iki arkadaşı Abdullah ve Usame ve tabii bir de son gelen Fazlı, hepsi birden annemi mi sikecekti? Nasıl bir sapıklığın ve saçmalığın içine düşmüştüm, deliriyor muydum? Fazlı minibüsün arka kapısını açtığında aşağı inen uzun boylu ve beyaz tenli, biri siyah biri kızıl saçlı iki travesti ve onların arkasından inen daha sonradan Fazlı’nın son hanımı olduğunu öğrendiğim o seksi türbanlıyı görmemle birlikte bunun zengin muhafazakarların sınırları aştığı bir parti olduğunu anlayıverdim. Annemse bu partide sadece bir mezeydi ya da ben öyle sanıyordum.

Kızlar masadakilere el sallayarak içeri girdiler, Fazlı masaya geçti. Bense o sırada ağacın arkasında bir yandan masayı bir yandan da evin içini gözetliyordum. Belli ki bu aşılması güç duvarların içerisinde çok şey yaşanmıştı. İlk olarak daha sonradan adının Büşra olduğunu ve bu partiye ilk kez katıldığını öğrendiğim Fazıl’ın 22 yaşındaki imam nikahlı son eşi gözüme çarptı. Biraz sonra o iki travesti de seksi kıyafetler içerisinde aşağıya indiler. Annem salondan çıkıp 5 dakika sonra nefes kesici bir kıyafetle içeriye girdi. Tabanı kırmızı, rugan topuklu ayakkabısı, dizlerini biraz aşan ince siyah külotlu çorabı, beyaz ağırlıklı jartiyeri ve pers yeşili türbanıyla 5 metre ilerimde duruyordu. Elindeki 5-6 farklı renk ve modeldeki türbanı hemen yakındaki giysi dolabına bıraktı, daha sonra kadınların ve travestilerin arada partner değiştirdikçe o büyük dolaptaki çeşitli kıyafet ve aksesuarları giyip çıkardığına tanık olacaktım.

Anneciğimin arkası cama dönüktü ve konuşurken gördüğüm mükemmel götü adeta nefesimi kesmişti. Kızıl ve siyah saçlı travesti ve Büşra üç ayrı geniş yatağa oturmuş, üçü de el aynalarındaki son hallerine göz atıyorlardı. Annem dışarı çıktı, beyaz masaya doğru yürüdü ve sadece kilotlarıyla bekleyenlerden yaş sırasına göre ilk önce Hacı Abdullah geldi annemin yanına. annem kısacık ateşli bir öpüşme sonrasında, Hacı’nın kilodunu eliyle çıkararak 20 saniye kadar sikini sıvazlayıp, sonra da götüne şaplak atarak onu içeri yolladı. Mütedeyyin iş adamı, kıçındaki kıllar ağaran Abdullah annem Şengül’den kıçına şaplak yiyerek Wonderland’e doğru yol alıyordu. Aynı prosedür diğer 3 katılımcı için de uygulandı, son sıradaki Fazlı bu ritüeli uzatmak istese de annem buyurgan tavrıyla ona yolu gösterdi. Çılgın partinin, çılgın bir ritüelle start alması ve her şeyin büyük bir özenle yürümesi, nasıl uzmanlaştıklarını gösteriyordu.

Bütün bunları izlerken çırılçıplak kalmıştım, bunca şeye şahit olduktan sonra artık korkacak da bir şey kalmamıştı. Kapıya doğru yürüdüm, kapalıydı ama arkadaki pencereden girerekusul usul çırılçıplak halde hemen arkalarından içeri girdim. Koca bir salon, küçük masalarda ağız toplarından vibratörlere, çeşitli kremlerden kırbaca kadar bir sürü farklı seks oyuncağının yanı sıra pahalı konyaklar, viskiler, şaraplar, purolar….Anlaşılan tabular yıkılmış ve yaşadıkları hazzın sıcağı bütün katılımcıları aşktan ve zevkten uçurur olmuştu. Bütün bunların ortasında 4 ayrı yatak ve o 4 ayrı yatakta her türlü fantezi dönüyordu, bu kuşkusuz dünyanın her yerinde olabilirdi ama bu seks partisini farklı kılan katılımcılarıydı. Bu odadaki bütün kadınları başta annem Şengül’ü, o travestileri sikmek istiyordum, yetinmeyecek karşımda oral seks yapan amcamın 20 cm civarındaki devasa yarağını da şapır şupur yalayacaktım, bütün aklım, heyecanım ve kalbim sikimde atıyordu, vücudum kızmıştı adeta. Bütün bunlara gittikçe yükselen şekilde duyulan inlemeler ve odadaki afrodizyak etkili kokular da eklenmişti. Karşımdaki manzara porno filmlerden çılgın bir sahne değil, bir adım ötemde duran gerçekti.

O anlarda şunlar yaşanıyordu:

Abdullah ilk girmenin avantajıyla biraz öndeydi ve bir eliyle memelerini okşadığı kızıl saçlı afetin sikini diliyle canlandırmaya çalışıyordu. Haydar amcamsa yeni gelin 22’lik Büşra’ya o güzel sikini yalatıyordu:

Büşra da arada rakısını yudumluyor, annemle yiyişen kocası Fazlı’nın çıkardığı vahşice sesleri duyup tecrübeli ellerde bir erkeğin ne hale geleceğini arada böyle bakarak iyice görüyordu:

Usame ise diğer travestiyi sırtı kendisine dönük şekilde oturtup bir yandan götünü sikiyor bir diğer yandan da onun sikini sıvazlıyordu.

Ortama daha dikkatle baktığımda annemin koltuk-yatak arası üzerinde sevişilen bu 4 mobilyadan en büyüğünde bulunduğunu gördüm. bunun, adeta sadrazam kayığı ya da bir çeşit devasa kleopatra koltuğu olduğu söylenebilirdi. Annem Fazlı’nın sikini yalıyordu ama ne yalama…dilini adeta bir sanatçı gibi kullanıyor, Fazlı’nın sikinin başını öyle güzel dilliyor, sonra ağzını açıp sikinin başını, o küçücük bölgeyi ağzına alıp hafifçe ıslatarak bırakıyordu. Diliyle damarlı yarrağının üzerinde adeta sörf yaparak Fazlı’nın taşaklarına iniyor ufak ufak, hınzırca ısırıklarla Fazlı’yı çıldırtıyordu. Annem’in bu kadar uzun yıllar babamla geçen mutsuz evliliğinden sonra, belki de yıllar sonra kendini tatmin etmesi ile yüksek ve sınırsız cinsel arzuları açığa çıkmıştı. Sonradan öğrendiğime göre annem son 3 sene içerisinde kendisindeki cevheri öyle bir göstermiş ki bir sex mastera dönüşmüş, Wonderland, harikalar dünyası dediğim bu seks vahasını en ince ayrıntısına kadar kendisi yaratmıştı. İşte o kadın şimdi Fazlı isimli muhafazakar zengin bir işadamını azdırarak saksosuyla kudurtuyordu. Üstelik dindar bir kadın sandığım anneciğim, arzulu ve azgın bir dişiydi ve partinin mezesi değil ana yemeğiydi.

Ben de kudurduğum için daha fazla dayanamıyordum, annemin götünü siken Fazlı’nın işini bitirmesinden sonra hemen içeri girecektim. Fazlı sikini çıkarıp anamın götüne değil suratına doğru getirerek sikini yalatmaya başladı broşalmaya yakın da çıkarıp Şengül’ün yüzünü dölleriyle bıraktı.tam o anda Hacı Abdullah kızıl travestiyi amcam Haydar’ın kollarına bırakmış, Haydar’ın bıraktığı tazecik Büşra’yı da Abdullah yarağının üzerine almıştı. Usame hala diğer travestiyle sikişiyor, bir gözüyle de kleopatra Şengül’ün broşa çıkmasını bekliyordu. İşte tam o sırada içeri daldım, herkes beni fark ettiği anda hemen yerinden kalktı, onlar gibi çırılçıplaktım ve sikimden döller yere akıyordu. Ben herkesin ayaklanacağını, bana dik dik bakacağını düşünmemiş, dikkat çekmeden kenarından ben de dahil olurum diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Fazlı broşalıp rahatlamış, Usame annemi beklerken kudurmuş, Hacı Abdullah Büşra’nın taze vücudundan bir anlık da olsa kopmasından dolayı öfkelenmişti. Travestiler de dikleşmiş sikleri ve ıslak memeleri ile ayaktaydı. Büşra sanki biraz utanmış gibiydi. , Amcam Haydar’sa çözemediğim şekilde bu vartayı unutarak ilk konuşan olmuş, gülümseyerek bana hoşgeldin demişti. Yalnız bizim kebapçı tuhaf adamdı doğrusu. Annemin dudakları, yanakları döl içindeydi.

– Oğlum Selim şey, ne denir ki?
– Annem ben hesap sormaya değil, sikişmeye geldim. Burası mükemmel.
– Kızmadın mı yani?
– Seninle gurur duyuyorum ben, kızmadım sadece azdım.

Herkes şaşkınlığı atlatmış, Abdullah’ın buraya nasıl girdiğime dair peşi sıra sorduğu soruların ardından, buradaki işleyişe dair birkaç şey söylemişti. En önemli şeyin hiyerarşi olduğu ve Şengül’ün buranın kraliçesi olduğu, en son katılanın en düşük rütbede olduğu, burada Şengül’ün benim annem değil, hepimizin kralçesi olduğu gibi şeylerdi. Herkes çıplak bir şekildeyken süren bu 10 dakikalık diyaloğun ardından herkesin bir duş alması ve yemekten sonra devam edilmesi kararlaştırıldı. Usame ve elbette Usame’den bin kat daha fazla ben annemi sikememenin verdiği sıkıntıyla biraz tatsızdık.

Herkes üzerini değiştirmek ve duş almak üzere odalarına çekildi, Haydar amcam da eliyle bana gel işareti yaptı. Onun odasına gittik, yemek masasında bazı kuralların olduğu kapalı kıyafetlerle oturmak gerektiğini, ön taraftaki havuz başı partilerinden sonra bile yemek masasına mayo, deniz şortu ve bikini ile oturulamayacağı gibi kurallardan söz etti. Bana çok güzel bir gün geçireceğimi falan söyledi ama ben fena halde azmıştım ve az önce salondaki mükellef ve mükemmel sofradan bana bir ekmek kırıntısı bile düşmemişti. Göbekli ve biraz da kıllı olan amcamın vücudu hele hele o güzel ve hala yarı kalkık olan siki beni delirtmişti. Amerika’da defalarca gaylerle seks yapmıştım, vücudumun ne kadar çekici olduğunu iyi biliyordum. Dayanamayıp arkasından dolanarak elimi o koca güzel sikine attım, dikleşen memelerimi de onun sırtına sürüyordum. Amcam azgınca hırlıyordu, bir elini o da benim arkama attı. Birkaç dakika böylece devam ettik ve öyle ani döndü ki incecik dudaklarımı kalın etli dudaklarıyla buluşturdu, adeta yiyordu beni, dişleri dudaklarımı koparacaktı neredeyse. Bıyıkları ağzıma giriyordu, öyle tatlı tatlı yiyordu ki beni ayaküstü. Aleti iyice kabarmıştı, beraber yatağa atladık. Amcamın kucağına oturup, dudaklarına yumuldum. Bıyıklı beni yiyordu, elleriyle de memelerimi avuçluyordu, öyle hırıltılar çıkararak broşalıyorduk ki annemin ve tezgahtar Aysel’in odaya girmesiyle durabildik. Onlar da haydi yemek hazır cümlesinin, haydi kısmını söylerken bu manzarayla karşılaşınca bir anda donakaldılar. Pek çok şeye tanık olsa da annemi, oğlunun kaynının sikinin üzerinde ceylan gibi sekmesi şaşırtmıştı. Yaşananlar adeta film karesi gibiydi. Geldikleri gibi aniden bir şey söylemeden çıktılar, hay aksi Aysel’in burada ne işi vardı. Haydarım ve ben istifimizi bozmadık, 10 dakika daha sevişip beraber duşa girdik, sonra da o yemek masasına ben de bahçede bıraktığım kıyafetlerimi giymeye gittim. Yemeğe biraz geç katılmıştım, daha sonra tabii bunun da nahoş bir tavır olarak kabul edildiğini öğrendim. Aysel villanın arka girişinden 2 saat önce gelip bütün yemekleri yapıp, masayı hazırlamıştı. Masanın bir başında annem diğer başında beyaz saçlı Abdullah amca oturuyordu. Masada seks konuşmak da yasak olduğundan, seks dışında bambaşka şeyler konuşuluyordu. Fazlı’nın Başakşehir’de açacağı giyim mağazası, Hacı Abdullah’ın Taksim’deki kendi adını taşıyan lokantayı almak gibi tuhaf hayali, annemin yerli yersiz attığı şuh kahkahalar, Usame’nin altın fiyatları ve dövizin yükselişi üzerine attığı nutuklar ve ekonomik krizin varlığına ilişkin iddiaları ve ona menfi anlamda gösterilen tepkilerle birlikte yemeği tamamladık.

Havuz başına geçip oturmuştuk, benim aklım ne zaman sikişeceğimizdeydi ve en önemlisi Şengül’ü ne zaman bağırta bağırta sikeceğimdeydi. Tabii sonradan Haydar’dan öğrendim ki annemi buradaki saçmalıklara göre en son sikme sırası bendeydi. Tabii Haydar amcam sağolsun sırasını bana verdi, artık sondan ikinciydim. Aysel elinde tepsiyle geldi, bir fincan Türk kahvesi dışında hepsi çeşitli içkilerden oluşuyordu. Herhalde Türk kahvesini Abdullah içecek derken, Hacı en önce buzlu rakıyı kaptı, Türk kahvesi içen annem dışında herkes çeşitli içkiler aldı. Ben de Usame’nin çok özel (pahalı demeye utandığından) dediği konyaktan almıştım.

Yaklaşık bir saaat geçmiş, herkes çakırkeyf olmuştu, annem haydi içeri geçelim diye buyurdu. Sonra öğrendim ki yaşadığımız havuz başı rutininin ardından söylenen bu cümlenin anlamı 15 dakika sonra herkesin salonda hazır bulunması gerektiğiydi. Villaya girerken annem tarafından icra edilen malum ritüel birazdan yine başlayacaktı. Böylelikle anneme ilk kez dokunabilecek, dudaklarına kısa da olsa yapışıp sonra da sikimi yine kısa bir süre için de olsa eline verebilecektim. Annem salonunun girişindeki koltukta oturup sırayla herkesin sikini 20-30 saniye yalıyor ve bu muameleyi herkese çekiyordu, herkes tadı damağında kalarak salona giriyordu. Sıra sonunda bana gelmişti.

Dudaklarına öyle bir yapıştım ki hem süreyi bir dakikadan fazla ihlal ettim hem de annemi kendime çekerek yine yapmamam gereken bir şeyi yapmıştım. Bunun üzerine Usame ve Hacı bana dönük olarak kibarca bir uyarı yaptılar ve o anda bitirdik. Annem ceza olarak sikimi de sıvazlamamıştı.

Abdullah yine Büşra’yı domaltmak üzere hazırlanmıştı. Fazlı siyah saçlı olan travestinin sikini yalarken, travesti de onun deliğini yalıyordu. Amcam Haydar Aysel’i götünden sikiyordu. Kızıl saçlı travesti de bana kalmıştı ama ağır tempo giderek annemi izliyordum çünkü Usame denen herifin ağzının suyu akıyor, annemde ona striptiz yaparak onu çıldırtıyordu. Daha sonraları Usame’nin annemle evlenmek için anneme defalarca malvarlığının yarısını önerdiğini, anneminse bunu düşünmeden her defasında reddettiğini öğrenecektim. Annem usame ile evlenmek istemese de onunla sevişmeye bayılıyordu, bu her halinden belliydi. Annem Usame için öyle bir şey giymişti ki neredeyse kalbim yerinden çıkacaktı:

Kızılla annemi izleyerek azgınca öpüşüyordum ki amcam yanına çağırdı bizi. Sonra dudaklarıma saldırdı, fena azmıştık. Kızılda bir yandan sikiyle arkamı zorluyordu. Haydar eliyle kızıla Aysel’i gösterdi, tezgahtar Aysel’in de süt gibi vücudu vardı. Amcam arkadan bana ağır ağır sokmaya başladı:

Aysel de kızılın yarağını yalıyordu. Annem Haydar amcama seslendi:

– Haydar oğum nasıl, canını çok yakma
– Şengülcüğüm oğlundaki göt sen hariç buradaki dört karıda da yok. Oğlun götünün bu güzelliğini senden almış.
– Oğluşum,aşkım seni Hacı’dan sonra alıcam.

Annem duş alıp geldikten sonra Hacı anamı sikecekti, Fazlı’nın sikini yalayıp Haydar’ımın sikini sıvazladığım o anlarda omzumdan tutarak, Apo dedi ki:

– Burada gördüğün bu insanlar nasıl bu hale geldi diye merak ediyorsundur, annen öyle bir aşüfte ki hepimizi yoldan çıkardı. Ama bedeli ne olursa olsun annenin koynuna girmek her şeye değer.
– Haklısın ama bana daha tadına bakmak kısmet olmadı.
– Olacak, olacak…annen bugün çok daha azgın, tam yemelik zamanında. Herhalde Şengül’ü çıldırtan senin gibi bir yağız delikanlıyı koynuna alacak olması. Bunları yalıyorsun da eee bizim başımız kel mi? Haydi annenin amına girmeden ıslat şu koca oğlanı…

Hacı Abdullah’ın sikini yalamaya başladım, Abdullah’ın yaşına bakarak yaptığım tahminin aksine siki sımsıcak ve damarlıydı. Annem gelmişti işte, hacı yarağını ağzımdan çekip anneme doğru hareketlendi. Aynı Fazlı’nın son karısı gibi domaltır bir pozisyona getirdi:

Hacı annemi çatır çutur bağırtarak sikerken ben de farklı kombinasyonlar dahilinde diğerleriyle sikişmeyi sürdürüyordum.Hem Büşra’yı sikerken hem de bana defalarca kez aşık olduğunu söyleyen Büşra’nın içindeyken annemin öncesinde heteroseksüel tarafımı ayakta tutmaya çalışıyordum.

Hacı’nın artık işi bitmiş sıra bana gelmişti, annem duşa girdiğinde ben de Büşra’nın içinden çıktım. Yemek sonrasında havuz başındayken bol bol ceviz ve fındık yemiştim, şimdi de final maçı öncesi cinsel isteğimin sönmemesi için daha fazla broşalmayacak, sadece salonun başındaki dev ekranda oynayan pornoyu izleyip, dinlenecektim. Yaklaşık yarım saat olmuş, heyecanla beklediğim kadın hala görünmemişti. Bunun üzerine içeriye gidip, duşa baktığımda Hacının annemi yiyip, sonra da sakso çektirişini bir 10 dakika izlemek zorunda kaldım. Doğrusu çok güzel sevişiyorlardı.

Artık dayanamayarak hacı’yı hem uyardım hem de kuralları hatırlattım. O da benden özür dileyip, annemin dayanılmaz olduğunu söyledi. Hacı çıktıktan sonra anneme:

– Saatlerdir bekliyorum, hemen burada yapalım, anne dayanamıyorum kadınlığına, neredeyse ağlatacaksın hadi ya
– Aşkım özür dilerim, bu kuralları ben koydum şimdi de uymasam olmaz. İçerideki dolabımdan istediğin kıyafeti getir bırak. Yukarı kata çık özel oda var, orada duş alıp, bekle beni. Annen seni orada ebediyen erkeği yapacak bitanem.

İstemeye istemeye dediklerini yaptım. Yarım saat sonra annem geldi. Bugün onu çok farklı kıyafetler içerisinde görmüştüm ama ben evdeki gibi giyinmesini istemiştim. Beyaz bir başörtüsü ve normal bir kıyafet. Annem içeri girdiğinde ayağa kalktım, kapının eşiğinden bana gülümsüyordu. Anneme doğru gidip kapıyı kapattım. Bir nefes kadar yakındım ona artık, gözleri gözlerimdeydi. Anın zevkini çıkarmak için ağır hareket ediyorduk, hint filmlerindeki gibi burnumuzu ve yüzümüzü birbirine sürtüyor, hırıltılı seslerle, vahşi arzularla koklaşıyorduk. Dudaklarıma azgınca saldıran şengül oldu, öyle ani ve şiddetli şekilde atıldı ki adeta yiyordu dudaklarımı, elleri sırtımdan kalçalarıma doğru inmiş, kalçalarımı mıncıklıyordu. Ben de annemin kalçalarında kadife teninde parmaklarımı gezdiriyordum.yavaş yavaş adımlarla beni yatağa atıp, sikimi avuçladı.

diliyle sikimi buluşturduğunda annemin tadına iyice varmaya başladım. Dokunuşları öyle ustaca, timingi o kadar doğruydu ki çıldırtıcı iniltiler çıkarmaktan geri duramadım. bir erkeğin siki ve taşaklarıyla oluşan bütünlüğün tamamından yararlanmasını öyle güzel beceriyordu ki, en hassas bölgelerimi şevhetli dil darbeleriyle ıslatmıştı. Bana sürekli kocacım ve artık kocamı buldum diyordu. Sikim broşalmaya çok yaklaştığında tamamen ağzının içine alıp git gele başladım. Bunu yaptığı sırada bacaklarımın arasından bana azgın ve çapkın bakışlar gönderiyordu. Ağzına sular seller gibi broşaldım, ağzındaki döllerimi iştahla yuttu, diliyle dudaklarının kenarında kalanları da güzelce temizledi. Hala hayvani seslerle inliyordum, annem kadar mükemmel ve azgınca sevişen bir kadın olamazdı. Annemin iri memelerine artık dalma zamanı gelmişti, memelerini göstermeden öyle güzel avuçluyor ve beni kıvrandırıyordu ki neredeyse dayanamayıp saldıracaktım. Ama Şengül ben kıvranırken bir anda çat diye açıverdi ve ben önüme serilen iri memeleri gözlerimle biraz inceledikten sonra ağır ağır avuçlayarak dillemeye başladım. Annemin eli kadınlığındaydı, bense annemin oldukça iri ve dikleşmiş memelerini avuçluyor, annemin de bir eliyle ittirdiği kafamı bu yemelik tombik memelerin arasına gömüp orada kalmak istiyordum. Annemin iniltileri her geçen dakika arttıkça memelerinden yavaşça bal kutusuna inmenin zamanı geldiğini anlayarak dilimi kadınlığına yavaş yavaş daldırdım. Sulanan amcığı öylesine yavaş ve aralıklı yalıyordum ki annem iyice azıyordu. Annemin yangınına son vermek üzere bacaklarını kaldırarak sikimin başını amcığına dayadım. Çok azmış olmama rağmen daha çok azmış olan annemin “sok sok kocacım” “sik artık selimim” diye inlemelerini duymak çok hoşuma gidiyor ve annemin arzulayan bakışlarına karşı sikimin başını ağır ağır sokuyor sonra da tamamen çekiyordum. Annem iki eliyle iki elimi tutuyordu ve öyle güçlü sıkıp, yalvarıyordu ki… Ağır ağır sadece başını sokup çıkarırken sonunda dayanamayıp öyle bir soktum ki annem “ahhhhhhahahahhhhhhhh” diye bağırarak bütün evi inletti. Ben de 8-10 defa sokup çıkardıktan sonra Şengül’ün amcığına broşaldım. Hemen ardından anneciğmin yanına uzanarak 10 dakika boyunca ateşlice öpüştük. Dudaklarımı annemin boynuna oradan da ağır ağır koltuk altına doğru götürmüştüm, koltuk altını yalıyordum, içimde annemin her kuytusunu keşfetmek için öyle bir arzu vardı ki…

O gece annemle o villada sabah saat 9’a kadar korkunç bir iştahla seviştik ve koyun koyuna uyuduk. Aysel’in yemeğin hazır olduğunu haber veren sesiyle çırılçıplak ve uyandığımızda saat 4’e geliyor ve bizi yeni bir parti bekliyordu.

not: daha önce yayımladığım bu hikayede çeşitli iyileştirmeler yapıp yeniden yayımlıyorum. fotoğraflar tabii ki temsilidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir